Şu sıralar standartların çok dışında, tüm dünyayı ilgilendiren, yaşamsal bir krizle karşı karşıyayız. Hepimiz evdeyiz, belirsizlik içindeyiz ve bu süreçten psikolojik olarak hepimiz etkileniyoruz.

Evde kalmak birçoğumuz için çok yeni, henüz tanışmadığımız, hatta hapsolmakla eşdeğer tuttuğumuz bir kavram. İstediğimizi, istediğimiz zaman, istediğimiz şekilde yapamıyoruz ve bu kısıtlanmışlık hissi psikolojik olarak bizleri bunaltıyor.

Şu an hepimiz aşağı yukarı aynı krizi yaşıyoruz ve bu krizi yönetmek de bizim elimizde. Hiçbirimiz sonsuza kadar evde kalmayacağız. Yaşanan olaylar da, içinde bulunduğumuz duygular da geçici. Evde kalmayı bir kaygıya, bir fobiye dönüştürmeden önce, bu krizi fırsata çevirmenin de bizim elimizde olduğunu kendimize hatırlatarak pozitif adımlarımızı ard arda sıralamaya başlayabiliriz.

Evde geçirdiğimiz (ya da geçirmek zorunda kaldığımız) bu dönem, hepimize unuttuğumuz bazı şeyleri yavaş yavaş hatırlatmaya başladı: asla düzenlenemeyen bir çekmece, günlük koşturmaca arasında aramaya fırsat bulamadığımız sevdiklerimiz, başucumuzda aylardır kapağı açılmadan bekleyen kitap, kazak örmek için bir heves aldığımız şişler ve yün, köşede tozlanan ve bir türlü çalmayı öğrenme fırsatı bulamadığımız gitar, yorgunluktan çocuklarımızla hakkıyla oymayamadığımız oyunlar, üzerine düşünmeyi ya da çalışmayı sürekli ertelediğimiz bir davranışımız, çözülmeyi bekleyen problemler, daha neler neler… Bu kriz son bulup da hepimiz evlerden çıktığımızda, artık hiçbirimiz aynı kişi olmayacağız. Bir şekilde değişeceğiz. Peki bu değişim neden avantajımıza olmasın?

Evde kalmak; sabah uyanıp kalkmak, televizyon ya da telefon başında, sosyal medyada boş bir gün geçirmek, yemek yemek ve uyumaktan ibaret değil. Hayatımızda hala bizim kontrolümüzde olan şeyler var. Sadece rutinlerimizi yaparak değil, yapılması gereken, ertelenen şeyleri de günümüze katarak, evde kalmayı daha keyifli ve verimli bir hale getirebiliriz. “Keşke daha fazla zamanım olsaydı” diye iç geçirdiğimiz ve yapmak istediklerimizi 24 saate sığdıramadığımız durumlar mutlaka olmuştur. İşte o zaman tam da bu zaman! Yepyeni şeyler öğrenip beceri geliştirmek, üretmek ve önceleri yapamadığımız ya da ertelediğimiz şeylere geri dönebilmemiz için harika bir dönem. Bunu iyi değerlendirmeliyiz.

Her günü boş bir sayfa olarak başlatmaktansa, belli hedefler koyarak güne başlamak bizi her zaman daha zinde tutar. Hissettiklerimizi ve düşüncelerimizi etkileyen en önemli bileşen hormonlarımızdır. Ve beynimizde salgılanan dört mutluluk hormonu var: Serotonin, Dopamin, Oksitosin ve Endorfin. Beynimizde bu hormonlar dengedeyken, kendimizi oldukça mutlu ve huzurlu hissederiz. Bir şeyler yapma, eylemde olma hissi de bu hormonları dengede tutarak bizim mutlu olmamızı sağlar.
Her güne aynı uyanmaktansa, kendinize günlük/haftalık programlar hazırlayabilir ve bu programlar üzerinden günlerinizi zenginleştirerek işe başlayabilirsiniz. Herbirimizin erteledikleri, istekleri, amaçları birbirinden çok farklı. Dolayısıyla, herbirimizin programı da kendine özgü olmalı. Gününüzü nasıl geçireceğinize, kendinize neler katacağınıza dair tavsiyeler alıp sürekli bunları uygulamaktansa, içinize dönük bir yolculuk yaparak benliğinizin sizden neler istediğine kulak vererek kendi programınızı kendiniz oluşturmalısınız. Unutmayın ki, kendinize ne katar ya da kendinizden ne eksiltirseniz daha mutlu olursunuz, bunu sizden daha iyi hiçkimse bilemez.

Normal yaşantımızda ev içinde geçirdiğimiz zaman, oldukça kısıtlı olduğundan, esas anlamda aslında hiçbirimiz birbirimizi tam olarak tanımıyoruz ve birlikte aynı evde yaşamanın ne olduğunu da tam olarak bilmiyoruz. Bu süreçte, aslında en fazla bizi zorlayan da bu. Şayet evde yalnız değilseniz, birlikte yaşadığınız aileniz, eşiniz, arkadaşınız, çocuğunuz ile de birbirinizi tanımak için yepyeni bir fırsatınız var. Zaman zaman televizyon, telefon ve internetten uzaklaşıp ev içinde sosyalleşmeye de vakit ayırmalısınız.
Ev içinde sosyalleşmek illa da tüm gününüzü beraber geçirmeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Herbirimiz birer bireyiz ve kendimizle başbaşa kalmaya da ihtiyacımız var. Kendinizle başbaşa kalmanın size katabilecekleri ve sizden götürecekleri var. Öncelikle biraz durup kendinize bir adım geriden bakacağınız bir yolculuğa çıkmanız gerekiyor. Kendi içinize dönüp sorgulamak, hayatınızı gözden geçirip artılarınızı ve eksilerinizi bir teraziye koyup değerlendirmek, size ya da etrafınızdakilere zarar veren keskin yanlarınızı törpülemek adına yapılan bir yolculuk bu. Bu yolculuk sırasında kendinizin terapisti de olmayı deneyin. Kendinizi dönüştürün. Düşüncelerin duyguları, duyguların da davranışları oluşturduğunu aklınızın bir köşesine not ederek kendinize yeni bakış açıları, yeni çözümler, yeni yollar oluşturun. Bu yolculukla iyi olun, mutlu olun, huzurlu olun..

Unutmayın ki, kendi hayatlarımızın sınırlarını yalnızca kendimiz çizebiliriz. Ve bu kriz sona erdiğinde, kendimize kattıklarımız ve kendimizden eksilttiklerimiz sayesinde, herbirimiz yeni bir “ben” ile tanışacağız.

Haydi kolları sıvayın!..

Rate this item
(0 votes)

Latest from Peren Kıstak

Leave a comment

Make sure you enter all the required information, indicated by an asterisk (*). HTML code is not allowed.

reklam3

Son Tweetler

den/dan Instagram
asansorvizyondergisi https://t.co/f5GeBz3Adp . . . . . . . #asansörvizyondergisi #asansor #asansör #lift… https://t.co/5sVVWPcm8Z
https://t.co/kxtlr5NAlO
https://t.co/32QFeb6hzd
Takip Et Asansor Vizyon on Twitter